![]()
![]()
KARA BULUT
Şuküfe hanım,yine açıp perdesini odasının,pencerenin önündeki sarı minderli sandalyesine oturdu.Pencere camıyla ikiye bölünen hayatından camın arkasında kalan hayatı seyre dalmış.Camın arkası yine pek neşeli bugün diye geçirdi içinden.Kimi zaman olur ,şu camın ardından kapkara bir bulut düşerdi evin içine.Dayanamaz ışıkları açardı o zaman Şuküfe Hanım.Gündüz vakti lambaları yanan evin odalarında dolanır,ah o kara gölge yok mu diye söylenirdi.
Şuküfe Hanım ‘ı pek sevmezdi komşuları Acaip kadın vallahi,bir kere tatlı gönderdim bizim kızdan,kandil günü diye,bizim kız ne görsün kapıyı açınca Şuküfe Hanım, evin ışıkları hep açık yanıyor,ışıkları açık unutmuşsunuz demiş bizim kız,o da tabağı aldığı gibi kapatmış kapıyı yüzüne diye anlattı karşı komşusu Şuküfe Hanımın.Ben de birkaç kere selam vereyim dedim ama ,duymadı mı artık bilmem hiç oralı olmadı dedi diğeri.Şuküfe Hanım yeni taşınmış bu mahalleye,birkaç ay olmuş, ama yok tanıyan bilen onu.Sanki rüzgar uçurmuş atmış onu buraya.Kızı oğlu falan da yok öyle torun torba toplanıp gelen.Bir kocası varmış derler ama o da toprağın dostu olmuş artık,bir mezarı kalmış bizim Şuküfe Hanıma ondan hatıra.Ben de mahallenin fısıltı gazetesinin yalancısıyım.
Şöyle sıyırdı perdesini Şuküfe hanım.Hayatla arasındaki camı kırmaya çalıştı ama ah o kör olasıca bulut ,kara hem de kara bulut yok mu,yine gelmiş gözlerimin önüne dedi içinden.Nereye baksa bir kara bulut.Ben kara bulutu gördüm ya ,bugün artık seyreyle içimdeki yağmurları dedi içinden.Baktı gitmiyor kara bulut gözlerinin önünden,çareyi perdeyi çekmekte buldu.Odanın perdesini sıyırıverdi sağa doğru,sonra sağ tarafta duran perde topunu açtı.Ucunu hep böyle düğüm yapar bağlardı.Sora sıkı sıkı örttü perdeleri.İçerisi karanlık geldi ,lamba açıktı ama,sonra gitti abajuru da yaktı.
Şuküfe hanımın gözleri döndü dolaştı bu sefer hedefini bulmuş ok gibi,masada sabit kaldı.Duvara dayalı masa,masanın üstündeki vazo,vazodaki çiçekler…Kare içinde kare oldu sanki her biri,bir birinin içine geçmiş tümleyen kümeler gibi oldu hepsi.Şu çiçekler dedi içinden ,ne kadar tozlanmış,şöyle bir ıslak bez alıp tek tek silmeli yapraklarını.Sonra canlı gibi olurlar,sanki su dökmüş gibi topraklarına.Ah Şuküfe Hanım dedi kendi kendine ,şu plastik çiçeklerin tozunu al bakalım,yapacak iş bulamadın ya kendine,,şu çiçekleri cilala da parlat bakalım.
Şuküfe hanım aldı eline vazoyu ,camın kenarındaki sandalyesine oturdu,Pek severdi bu sandalyeyi.tek kişililk bir sandalye işte.İçini doldurabildiği tek yer belki de…Evdeki yemek masası sekiz kişilik, koltuk takımı on dört kişilik, porselen tabak seti 24 kişilik ve uyuduğu yatak iki kişilik.Hep eksik kalıyor Şuküfe hanım.
Şimdi bir karnı yarık yapsa,tek kişilik olur mu?Tek kişilik karnıyarık yemeği.Ne canı çeker insanın ,ne gönlü…
Şuküfe Hanım,çiçek vazosunu aldı bir eline,bir elinde de ıslak bez.Tek tek plastik çiçekleri çıkardı önce. Hepsinin bir bir yapraklarını sildi açarak.Ne tozluymuş bunlar da dedi içinden.İçindeki Şuküfe geçti karşısına,şu çaprazındaki koltuğa oturdu İçindeki Şuküfe, aldı aynasını,ona doğrulttu.Bak kendine bak,neler yapıyorsun .Hatırlar mısın,senin camının önünde bir zamanlar hiç çiçek eksik olmazdı.Çocukların gibi severdin çiçeklerini.Hepsine ayrı bir isim verir,her sabah yoklamasını yapan bir öğretmen gibi,karşılarına geçer,isimlerini sayar,hallerini hatırlarını sorardın.Komşuların pek beğenirlerdi senin çiçeklerini.Bizim evde hiç böyle olmuyor halbuki o kadar ilgileniyorum suyuna toprağına demişti ya bir komşun.Sen de bir anne edasıyla gülümsemiş,s en tanıyamamışsın onları daha,öyle her gün hatırları sormadıkça,yapraklarına dokunmadıkça olmaz demiştin,hatırladın mı?Evin bir köşesinde uslu uslu oturup oyuncaklarıyla oynamasını bilen çocuklar gibiydi senin çiçeklerin Şuküfe Hanım.Öyle dedi ona yansıttığı aynadan, salonun üçlü koltuğunun tam ortasında oturan Şuküfe hanım.Sen demez miydin rahmetli eşine,ah Kasım bey,Allah bize evlat sahibi olmayı nasip etmedi,kaderde ne varsa kula o düşer tabii..Bazen derim içten içe,bir evladım olsa herhalde şu çiçeklerin sevgisi gibi olurdu,ona karşı sevgim.Bilmem evladı olmak,anne olmak nasıl bir duygu.Hz. Hatice gibi,Hz Hacer gibi,Hz. Fatıma gibi ana yüreğine yurt olmak nasıl bir şeydir?Bir sen varsın bu dünyada yaslandığım çınar,Allah ömür verir de beni sensiz bırakmaz inşallah şu dünya gurbetinde göstermez kefeninin beyazını.
Ah Şuküfe Hanım,nasıl da sıkıyorsun dişlerini ağlamamak için,arkamdan ağlama demişti sana Kasım Bey,olur da bu hastalık ,tutup kolumdan uçurursa beni öte diyarlara,bir damla gözyaşını akıtma bana demişti.Sen tutamadın bu sözü,şimdi tutun bir de buna ağlıyorsun,bilirim ben seni…
Plastik çiçeklerin tozunun almak, ne kadar da kolay diye düşündü içinden Şuküfe Hanım.Hiç düşünmezsin canı acıyacak diye.O zamanlar,taa ne zamanlar,Kasım bey derdi,aman hanım besmele çek şu çiçeklere dokunmadan önce,bak onlar her sabah benim okuduğum Yasin’i Şerifi dinlerler ,onlar mübarek çiçekler diye…
Şuküfe Hanım,ahh kapatın ışıkları karanlık olsun her yer diye haykırdı içinden.Hep o kara bulutun işi bunlar,geldi yağdı içime yağmur olup,sel olup taştı içim,ahh o kara bulut!
Şuküfe Hanım dayanamadı artık içindeki sel yıkıp geçti içindeki tüm şehirleri.Acımasızca savurdu sularını,talan etti her yeri.Öyle bir haykırdı ki Şuküfe Hanım,içinden çıkan ah ateş oldu duvarlara çarptı,cama çarptı,gitti kara buluta kadar sıçradı.Ateş bulutu yakar mıydı?
Elindeki ıslak bezi öyle sıktı ki tırnağının etine battığını fark etmedi bile.Kucağındaki plastik çiçekler yerdeki halıya döküldü sere serpe.Vazo da düşüp kırılmıştı.Gözyaşlarını hiç acımadan akıttı plastik çiçeklerin üzerine.Bir zamanlar bir damla düşmüştü gözünden,evlad hasretiyle ağlarken,pencerenin önündeki menekşe saksısına.Şahit olmuştu menekşe,onun gözyaşına.Kasım bey nasıl kızmıştı ona ,göz yaşlarınla sulayacaksın artık menekşeleri demişti..
Tek kişilik sandalyesinden kalktı Şuküfe Hanım,cam kırıkların aldırmadan,gitti perdeyi sıyırdı,camı açtı.Camın adındaki dünyadan nefes aldı.Ahh kara bulut sen yine gel,vermem artık sana ikindi yağmurlarımı dedi içinden.
Ertesi gün,elinde ,geçen kandilde karşı komşunun kızının getirdiği irmik tatlısının tabağına Kasım Beyin o çok sevdiği telli kadayıf tatlısından koyup götürdü Şuküfe Hanım.Kapıyı tereddütle çaldı,bir ayağı her an geri dönüp evini kapısına doğru ilerlemeye hazır bir vaziyette bekledi.Kapı biraz zorlanarak açıldı,kilidi değiştirmeliler diye geçirdi içinden.
Kapıyı açan karşı komşusunun şaşkın bakışlarına inat, gözlerini irice açarak, tatlı yapmıştım,tek başına yenilmiyor tabii diyerek tabağı uzattı….
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
OLVİDO
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyle gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden,
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler,mağluplar,mahzunlar...
Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir.
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını
Duran bir bulutu,bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.
Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kolkola
Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
İhtiyar ağaçlı,kuytu bahçelerden
Ayışığı gibi sürüklenip giden;
Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.
Ebedi aşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.
Ya sen! ey sen! esen dallar arasından
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu yanma vaktinde
Sensin hep,sen, esen dallar arasından
Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.